inceleyin

İş Yaşamında Kaygı Bozuklukları 17 Aralık 2020

Kaygı hayatımızı devam ettirebilmemiz için oldukça işlevsel bir duygudur.

Günlük sorunlarla baş edebilmemiz, tehlike durumlarına hazırlıklı olabilmemiz için gereklidir ancak kaygı bozukluklarında sürekli, aşırı ve durumla uygun olmayan bir endişe durumu söz konusudur. Kişinin günlük hayatı ve işlevselliği önemli ölçüde etkilenir. Kaygı bozukluklarının, ayrılma kaygısı bozukluğu, seçici konuşmazlık, özgül fobi, toplumsal kaygı bozukluğu (sosyal fobi), panik bozukluğu, agorafobi, yaygın kaygı bozukluğu gibi türleri vardır.

Kaygı Bozuklukları İş Hayatında Kaçınma Davranışlarına Yol Açar

Kaygı bozukluğuna sahip olmak iş yaşamında da olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Seyahat ya da topluluk önünde konuşmayı içerdiği için terfi almayı reddeden, ofis partilerini ya da personel yemek davetleri için çeşitli bahaneler üreten kişilerin sayısı oldukça fazladır. Bu kişiler için sunum yapmak, kişisel ilişkileri sürdürmek, personeli yönetmek, toplantılarda fikir beyan etmek gibi durumlar oldukça zorlayıcıdır. İş mülakatlarında kendi potansiyellerini gösteremedikleri ya da kaygılandıkları için işe bulmakta zorlanabilir ve uzun süre işsiz kalabilirler. Kaygı bozuklukları, düşük verimlilik, kötü iş performansı, işe devam edememe, uzun süre işsiz kalma gibi etkilerinden dolayı maddi açıdan da büyük maliyet yaratmaktadır

Aşırı Kaygılı Çalışanın Ekonomik Maliyeti

Kaygı bozukluğuna depresyon, uyku bozuklukları gibi sorunlar da sıklıkla eşlik etmektedir. Eşlik eden bu sorunlar bozulmuş iş performansı ve uzun süreli devamsızlık riskini daha da arttırmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün öngörülerine göre, 2030 yılına kadar 12 milyar tedavi edilmemiş depresyon ve kaygı bozukluğunun, 925 milyar dolarlık bir küresel maliyetle sonuçlanabileceği yönündedir (Luxton, 2016).  Depresyon ve anksiyete tedavisi için ayrılan her 1 doların, ekonomi için 4 dolarlık bir getirisi olacağı düşünülmektedir (Luxton, 2016).  Çalışanların kaygı sorunlarının tedavisine erişimini desteklemek, şirketler ve küresel ekonomi için finansal açıdan oldukça önemlidir.

Kaygı Bozukluğu İş Yaşamında Doğru Bilinç Ve Yaklaşımla Düzelebilir

Kaygı son derece rahatsız edici olsa da uygun müdahalelerle kalıcı bir işlevsizliğe neden olması engellenebilir. Ruh sağlığı problemlerinde pek çok kişi için iş yaşamını başarılı bir şekilde sürdürebilmek iyileşme ve iyilik hali için önemli bir etkendir. Ruh sağlığı konusunda bilinçli ve duyarlı çalışma ortamları bireylerin bu sorunlarıyla baş etmelerinde yardımcı olurken iş verimliliğini de arttırarak maddi açıdan da fayda sağlar. İşverenler ve diğer çalışanlar ile ruh sağlığı sorunları yaşayanlara karşı uzlaşmacı bir ortam yaratmak bazı adımlarla mümkündür:

  • Çalışanlar ve yöneticiler anksiyete bozuklukları dahil olmak üzere tüm ruh sağlığı hastalıkları hakkında eğitim almalı ve farkındalık kazanmalıdır.
  • Ruh sağlığı sorunlarının, zayıf karakter ya da irade yoksunluğundan ziyada tıbbi bir rahatsızlık olduğu ve etkili bir şekilde tedavi edilebileceği öğrenilmelidir.
  • Kısa veya uzun süreli psikolojik tedavinin anksiyete bozukluğu olan kişilerde iş performansını arttırdığı gösterilmiştir (Knekt ve ark. 2008). İhtiyaç duyduklarında yardım almanın çekinilecek bir durum olmadığı, yaşam kalitesini ve işlevselliği arttıracağı kişilere öğretilmelidir. Çalışanların psikolojik yardım almasını desteklemek, işten çıkarmaktan ya da düşük verimlilikte çalışmanın yarattığı ekonomik zarardan daha az maliyetli olabilir.
  • Endişeli insanlar, planlama, organizasyon, zaman yönetimi gibi konularda zorlanabilir. Bu alanlarda kişisel becerileri geliştirmek faydalı olabilir. İşveren olarak ise, sürekli ve düzenli geribildirimler, beklentilerin açık ve net bir biçimde ifade edilmesi, çalışanın güçlü yönlerinin ortaya koyulacağı işlere daha fazla dahil edilmesi gibi yöntemler faydalı olabilir.
  • Kaygılı bireylere diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi anlayışlı ve empatik bir şekilde yaklaşmak gerekir. Diğer ruh sağlığı hastalıklarında olduğu gibi, kaygı da damgalanmaya ya da önyargıya ortam hazırlayabilir. Destekleyici olmak kişilerin performanslarını ortaya koymalarına, işlerine daha sadık olmalarına ve daha motive çalışmalarına yardımcı olabilir. Bu da herkesin yararına olacaktır.

Sonuç olarak, kaygı bozuklukları kişisel zayıflığın göstergesi değil, genetik ve çevresel faktörlerin ortaya çıkardığı, tıpkı diyabet ya da kalp hastalığı gibi bir hastalıktır. Kaygı bozukluğu ve diğer ruh sağlığı sorunları konusunda işverenlerin ve çalışanların bilinçlenmesi hastalıkla başa çıkma ve uygun çalışma ortamlarının yaratılması açısından oldukça önemlidir.

 

Ezgi TAN DİNSEL

Uzm. Klinik Psikolog