inceleyin

İnsan İlişkileri ve İletişim 19 Kasım 2020

Kimse beni anlamıyor!         

Düşündüklerimizle söylediklerimiz, söylediklerimizle anlatabildiklerimiz birbiriyle örtüşüyor mu? Anlatmak istediklerimizin ne kadarını karşı tarafa doğru aktarabiliyoruz? Neden birbirimizi yanlış anlıyoruz? Bu işin suçlusu kim?

Bir suçlu aramaya başlamadan önce insan ilişkilerinin farklı dinamikleri ve değişken doğamızdan biraz söz etmemiz gerekir. Bizi biz yapan, diğerlerinden farklı kılan nedir? Doğuştan getirdiğimiz genetik özellikler, sağlık durumumuz, fiziksel özelliklerimiz, bunların üzerine bizi şekillendiren aile, arkadaşlar, çevre, eğitim, iş yaşamı… Yaşadığımız tüm zorluklar ve bunların üstünden gelme biçimimiz… Aldığımız ve alamadığımız destekler… İstekler ve ihtiyaçlar…

Kabul etmeliyiz ki, her bir birey için saydığımız ve sayamadığımız bu değişkenlerin sayısı ve niteliği, her bir bireyin yaşanmışlığı birbirinden farklı. Tüm bu farklılıkların toplamı bizi biz yapan şeyi yani kişiliğimizi, düşüncelerimizi ve duygularımızı şekillendiriyor. Davranışlarımız ise tüm bunların bir ürünü…

Neden iletişim kurmak zorundayız?

Çünkü insan tek başına yaşayabilen bir canlı türü değil. Diğer insanlarla birlikte olmak, birlikte üretmek, tüketmek, yaşamak zorundayız. Diğer insanlarla aynı formel ve informel grupların üyesi olmak durumundayız. Bunu yapabilmemizin tek yolu da o insanlarla makul/kabul edilen/takdir edilen ilişkiler geliştirebilmek. İçine girdiğimiz her yeni davranış düzleminin (bu kısa süreli bir kurs ya da yeni başladığımız iş ya da evlilik yolu ile edindiğimiz yeni aile çevremiz olabilir) bizden beklentileri farklıdır. Her biri için kabul edilen / onaylanan ve onaylanmayan davranışlar vardır. Grubun üyesi olmaya dair arzumuz bizi kabul edilen davranışlar sergilemeye yöneltir. Her grup içinde diğerlerini anlamak ve kendimizi doğru anlatmak için çaba harcamak mecburiyetinde hissederiz. Yeni girdiğiniz ortamlarda yaşadığınız ruhsal yoğunluğun en önemli sebebi işte bu yoğun zihinsel çabadır.

Neden böyle söyledi ki şimdi?

İletişim sırasında aslında kısa ve net bir tepki verdiğimizde bile belki de çok uzun yıllar öncesinden oluşmaya başlamış bir düşünce sisteminin bize dayattığı bir davranışı sergiliyoruz. Çoğu zaman kendimiz bile bazı durumlarda neden böyle tepkiler verdiğimizi bilemezken karşımızdakilerden bizi doğru anlamalarını doğru davranışlarda bulunmalarını bekliyoruz.

Aynı durumlara maruz kalan insanların farklı tavırlar sergilediklerini sıklıkla görmüşsünüzdür. Bir tartışma sırasında aynı ortamdaki biri sesini yükseltirken bir diğeri ağlamaya başlayabilir. Hatta zaman zaman biz de farklı duygusal durumlarda aynı olaylara farklı tepkiler verebiliriz. Bizi sıklıkla güldüren bir şaka o gün sinirimize dokunabilir.

Diğer taraftan içinde bulunduğumuz tüm sosyal düzlemlerde, sosyal, özel ve iş yaşamımızda yüzlerce belki binlerce farklı kişiyle ilişki içindeyiz. Bu ilişkilerde farklı statüler üzerinden, farklı rol davranışları ile farklı biçimlerde iletişim kuruyoruz. Bu iletişim süreçlerinin her birinin derinliği, yoğunluğu, amacı birbirinden farklı. Kimisi ile iletişimimiz kısa, günlük, amaca yönelik, kimisi ile ilişkimiz uzun, derin, yoğun, duygusal…

İletişim iyileştirilebilir mi?

Kısa cevap “evet”… Ama iyileştirmeye çalıştığımız şeyin ne olduğuna çok dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. İletişim bir süreç ve bu sürecin içinde birçok unsur var. İletişimi başlatan ve iletişimin hedefi olan İNSAN unsurlarını dikkate almadan, sürecin parçaları olan mesaj ve iletim biçimlerini iyileştirmeye çalışmak çok da yararlı olmayabilir. Daha iyi konuşma becerileri geliştirebilir, mükemmel bir diksiyonla, hitabet sanatında uzmanlaşarak çok iyi konuşur hale gelebiliriz. Ancak bu bizi daha çok anlaşılır kılar mı?

Tam da bu noktada şu soruyu kendimize sormalıyız: İletişim sürecinin iyileştirilmesinden anladığımız ne? Benim kişisel olarak görüşüm iletişimin şekilsel unsurlarına odaklanmaktan çok öze yani kaynağa yani insana odaklanmanın gerekliliği. İletişimi daha iyi hale getirebilmenin en önemli şartı, insanların, nerede, hangi koşullar altında, nasıl davrandığını kendimizden başlayarak anlamaya çalışmak…

Sana güveniyorum ama çevre kötü…

İletişim sürecine etki eden değişkenlere çok önemli bir unsur olarak çevresel faktörleri de eklememiz gerekir. İçinde bulunduğumuz ortamın atmosferi, hava durumu, ekonomi, pandemi, çevresel stres, trafik gibi birçok etken de iletişimin performansını doğrudan etkiliyor. Kendimizi daha rahat daha mutlu hissettiğimiz çevresel unsurlara maruzken sergilediğimiz iletişim davranışları ile huzursuzluk ve stres yaratan çevresel unsurların yarattığı davranışlar farklı olabiliyor. Örneğin eskiden genellikle özel ve sosyal yaşamımızın bir parçası olan online iletişim yeni iş normalimizin önemli bir parçası. Bildiğimiz toplantı yönetim teknikleri değişti. Evde ya da kendi ofisinden ekran üzerinden kurulan iletişim ortamı kimi insanlar için rahatsızlık verici bir unsur olabilirken bazıları içinse kendilerini daha rahat hissettikleri bir ortam yaratıyor ve iletişim performansını artırabiliyor.

 

Hal böyle iken otomatik kalıplar geliştirerek iletişimi iyileştirmeye çalışmanın çok da verimli olmayacağı kanaatindeyim. İnsanlar arasındaki iletişimi anlamak ve başarılı bir iletişim kurabilmek için önce insan ilişkilerinin dinamiklerini anlamak gerekir. Ancak bundan da önce her insanın birbirinden farklı olduğunu, farklı ilişki ve iletişim biçimlerine ihtiyaç duyduğunu kendi tekil farklılığımızdan yola çıkarak doğru anlamak şarttır.

 

Mehtap Gülaçtı tarafından Teknopark İstanbul Blog için yazılmıştır.