inceleyin

Getir Londra'da 02 Nisan 2021

Getir, bu sene başında aldığı 128 milyon dolar yatırım ile 850 milyon dolar değerlemeye ulaştı. Getir Kurucusu Nazım Salur: “Hedefimiz, Seri B turunda aldığımız yatırımla, yeni giriş yaptığımız Londra’da ve uluslararası arenada bilinirliğimizi artırmak ve Türkiye’den çıkmış yerli bir teknolojik girişimin daha UnIcorn Listesinde yer almasını sağlamak.”

Nazım Salur, son dönemde en çok konuşulan girişimcilerden biri. Çünkü Salur’un 2015 yılında kurduğu Getir, 2021 Ocak ayında tamamlanan yatırım serisinin B turunda aldığı 128 milyon dolar yatırım ile 850 milyon dolar değerlemeye ulaştı. B turunda, Silikon Vadisi’nin önemli yatırımcılarından Michael Moritz, Crankstart aracılığıyla A turunda Getir’e yaptığı yatırımı ikinci turda da devam ettirerek Brezilya merkezli Base Partners ile birlikte turun liderliğini üstlendi. Mevcut yerli yatırımcılardan Revo da bu turda yatırımını sürdürdü. Yurt dışından, New York merkezli Tiger Global ve Silikon Vadisi’nden Goodwater Capital, Türkiye’den Fiba ile Esas Holding de Getir’in yeni yatırımcıları arasında yer aldı.

IQ dergisi olarak Nazım Salur’la girişimcilik hikayesini, Getir’in markalaşma sürecini ve gelecek hedeflerini konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz? Girişimciliğe sizi çeken ne oldu?

Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden 1986 yılında mezun oldum. Girişimcilikle üniversite yıllarında tanıştım ve o dönemde dahi part-time ticari girişimlerim oldu. Ancak teknolojik girişimlere adım atmaya karar verdiğimde 50 yaşındaydım. Teknolojik girişimlerin genelde yaşça daha genç kişiler tarafından yapılacağı yönünde genel bir kanı var. Bu yaştan sonra teknolojik girişim yapan kişi çok azdır. 50 yaşından sonra keman çalmak gibi bir şey. Ben bu işte biraz sıra dışıyım. 2013 yılında BiTaksi’yi kurduk ve bu yola adım atmış olduk.

BiTaksi’nin ardından farklı bir iş modeliyle ikinci yatırımınızı yaptınız. Odağı BiTaksi’de tutayım, dağılmayayım diye düşünmediniz mi hiç?

BiTaksi’yi dünyada benzerleri olan bir sistemin yerli versiyonu olarak hayata geçirdik. Getir’in hikayesi ise BiTaksi’nin başarısı üzerine kurulu. BiTaksi ile edindiğimiz tecrübe sayesinde, lokasyon bazlı çalışan bir uygulama ile temel ihtiyaç malzemelerini tüketicilere götürebilme fikri doğdu. Böylece Getir’i de 2015 yılında hayata geçirdik. Getir orijinal bir fikir ve biz yaptığımızda daha dünyada olan bir iş modeli değildi. Pazarı biz oluşturduk, kuralları biz koyduk diyebilirim. Tüm bunlar oldukça heyecan verici. BiTaksi daha yerleşmiş bir yapıydı. Hali hazırda iyi yönetiliyordu. Ama regülasyonlar sebebiyle pazarı belliydi. Dolayısıyla belli bir süre odağımızı Getir’e çevirdik.

Getir’i hangi ihtiyacı görerek kurdunuz?

İnsanlara taksi göndermek sadece bir ihtiyaç. Oysa ki büyükşehirlerde oturan, yoğun çalışan, ya da evden dışarı çıkamayacak durumda olan insanların çok daha fazlasına ihtiyaçları oluyor. Temel tüketim malzemeleri gibi. Getir’de yaklaşık bin 500 ürün var ve bu Getir’i kullanmak için bin 500 farklı sebep demek. Bununla birlikte pandemi döneminde ne kadar önemli ve doğru bir iş yaptığımızı görmüş olduk. İlk vakadan bu yana, evlerinden çıkamayan insanlara ihtiyaçlarını götürmeye devam ettik. Teknolojimizin sağladığı esneklik ve hızlı karar alma mekanizmalarımız sayesinde İstanbul Valiliğimizle Vefa Kolisi, Getir Turkcell’le, Yardım Maması gibi toplumsal fayda sağlayacak projeler üstlendik. Öte yandan kullanıcılarımızın ve çalışanlarımızın sağlığını ve güveliğini koruduğumuz ‘siparişi kapıya bırak’ ve ‘online bahşiş’ gibi pek çok çalışma hayata geçirdik.

İş modelini nasıl oluşturdunuz? İş modelini oluştururken özellikle nelere dikkat ettiniz?

Getir’de yıllardan beri yerleşmiş ve kalıplaşmış alışveriş alışkanlıklarını tamamen yıkacak, dönüştürecek bir çözüm sunmak zaten başlı başına bir zorluk. İstanbul gibi büyük kentlerde ihtiyaçlar ve beklentiler farklılaşıyor. Getir, bu beklentilere hızlı, kaliteli ve güvenilir şekilde cevap verebilecek şekilde çalışıyor. Yola çıktığınızda başınıza ne geleceğini bilmiyorsunuz. Çünkü yapmaya çalıştığınız iş modelinin bir benzeri yok. İlk siz zorluğu yaşıyorsunuz. Dolayısıyla bu modelin kitabını ilk siz yazıyorsunuz. Mobil ticarette dünyada en hızlı teslimat yapan uygulamayız ve bu alanda ilkiz. Kendimizi önce teknoloji, sonra bir perakende ve lojistik şirketi olarak konumlandırıyoruz. Getir’le yaklaşık 1500 ürünü, haftanın 7 günü, gece gündüz, ortalama 10 dakikada, kullanıcıya ulaştırıyoruz.

Neden ismi getir?

Einstein’ın çok güzel bir sözü var: “Eğer bir şeyi yalın bir biçimde açıklayamıyorsanız, onu yeterince iyi bir şekilde anlayamamışsınız demektir.” Biz yapmak istediğimiz işi çok iyi biliyorduk. İş ortaklarımıza çok iyi aktarmıştık ve tüm paydaşlarımıza da en basit, en yalın haliyle anlatmak istedik. Günlük hayatta kullandığımız, kullanıcımıza vaadimizi net bir şekilde anlatan ve her nereye gidersek gidelim kolay bir şekilde telaffuz edilecek kelime olarak Getir’i seçtik.

Getir iş modelinde bugüne gelene kadar ne tür değişiklikler oldu? Getir’i kurduktan sonra nasıl ilerlediniz?

Getir’i ilk kurduğumuzda araçlarımızı depo olarak kullanıyor, kullanıcılarımızın adresine ulaştığımızda paketlerimizi hazırlıyor ve teslim ediyorduk. Zaman içinde kullanıcılarımızdan e-postayla, sosyal medya üzerinden ve uygulamamız içinde yer alan ‘ürün öner’ alanından farklı ürünlere dair çok fazla talep aldık. Ürün yelpazemiz genişledikçe, araçlarımızda bu ürünleri saklama koşullarına uygun şekilde muhafaza etmemiz ve sığdırmamız da zorlaştı ve depo sistemine geçiş kararı aldık. Önceliği depo açmak isteyen Getir çalışanlarına verdik ve isteyenlere bayilikler vermeye başladık. Şu anda da aynı şekilde bayilik sistemiyle faaliyetlerimizi sürdürüyoruz ve Türkiye’de 21 şehirde yer alan 370’e yakın depomuzdan kullanıcılarımıza mutluluk götürüyoruz.

Ayrıca Ocak ayında ilk yurt dşı operasyonumuzu Londra ile başlattık. Kurulduğumuz günden bu yana en büyük hedeflerimizden biri de Getir adıyla yurtdışında faaliyet göstermekti. Bu hedefimizin ilk adımını Londra’da attık ve Getir markasıyla Londralılara mutluluk getirmeye başladık. Getir ismini, yani bu iki heceli Türkçe kelimeyi gittiğimiz ülkelere sevdirmeyi arzuluyoruz.

Londra’da şu an için 5 depo ile 1. Bölge’nin tamamında ve 2. Bölge mahallelerinin yüzde 80’ine kapsayan bir alanda hizmet veriyoruz. Önümüzdeki aylarda depo sayımızı 20’nin üzerine çıkararak 3. ve 4. Bölgelere de hizmet vermeyi planlıyoruz.

Hangi ürünlerle başlamıştınız?

İlk aşamada, bizim ‘acil ihtiyaç’ ya da ‘can çekmesi’ olarak tanımladığımız 200 farklı ürünün yer aldığı bir sistemle başladık. Bunların arasında süt, çikolata, cips, gazlı içecek, dondurma gibi atıştırmalıkların aynı sıra deodorant, diş macunu, hijyenik ped gibi kişisel bakım ürünleri yer alıyordu.

Bugün kaç ürün yer alıyor Getir’de?

Getir’i kurarken amacımız, kullanıcılarımızın acil ihtiyaçlarında, canları bir şey çektiğinde, zamanları olmadığında Getir hızında yanlarında olmaktı. Şu anda yaklaşık bin 500 farklı ürünü kullanıcılarımıza getiriyoruz. Bir diğer hizmetimiz GetirBüyük ise yalnızca acil ihtiyaçlarda değil, tüm market ihtiyaçlarında kullanıcılarımızın yanında olmak için kuruldu. GetirBüyük’le kullanıcılarımız haftalık, hatta aylık alışverişlerini daha kolay, evden çıkmak zorunda kalmadan yapabiliyor, siparişlerine Getir konforunda ulaşabiliyorlar. GetirBüyük’ü Getir’den ayıran en önemli özellik, 4 bine yakın ürün çeşitliliği.

Bugün Getir’de olmayan ve yakın gelecekte olmasını planladığınız ürünler hangileri?

Getir bu anlamda potansiyeli oldukça yüksek bir girişim. Bir örnek vermek gerekirse Renault ile bir proje yaparak kullanıcılarımıza test sürüşü için araç gönderimi yaptık. Ek olarak pandemi döneminde maske, dezenfektan, gazete, dergi satışına başladık. Yelpazemize et, tavuk, balık gibi ürünler ekledik. Gelecek dönemde kullanıcılarımızı mutlu edecek pek çok ürün ya da hizmet uygulamamızda yer alabilir.

Getir iş modeline yemek servisini ekleme fikri nasıl oluştu? Getir yemek bugün kimlerle çalışıyor ve günde kaç kişiye ulaşıyor?

Bin 500’ün üzerinde ürünü ortalama 10 dakikada 7/24 kullanıcılarımıza götürürken bunu yemek alanında da gerçekleştirebileceğimize inandık ve 2019’un Şubat ayında GetirYemek’i kurduk. Geride bıraktığımız 2 yılda online yemek siparişi, GetirYemek’le birlikte ilk kez Türkiye’nin 81 iline ulaştı. Böylece Ardahan, Artvin, Bayburt, Bitlis, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Kilis, Muş, Şırnak ve Tunceli’deki restoran ve müşteriler ise ilk kez online bir yemek platformu ile tanışmış oldu. Şu anda 20 binin üzerinde üye restoran ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ek olarak pandemi döneminde zor durumdaki restoranlarımız için 10 Aralık’tan Ocak ayı sonuna kadar sipariş yönlendirme hizmeti komisyonumuzu kaldırdık. Toplumsal bir farkındalık oluşturmak amacıyla bir reklam filmi çekerek “bi mutluluk hareketi”ni başlattık ve herkesi paket sipariş vererek restoranlara destek olmaya davet ettik. Bu projemizle, kaldırılan komisyona ek olarak üye restoranlara verilen reklam destekleri ve indirimlerle birlikte doğrudan ve dolaylı olarak sektöre tam 50 milyon TL değerinde destek sağlandı. 

Diğer yemek siparişi getiren şirketlerle aranızdaki farklar neler? Niye tercih ediliyorsunuz?

Amacımız, kullanıcılarımızın Getir’den verdikleri siparişlerine dakikalar içinde ulaşabildikleri gibi istedikleri an sıcak yemeklerine de kavuşmasını sağlamaktı. Kısa süre önce GetirYemek’ten sipariş vermek isteyenlere ‘Getir getirsin’ / ‘restoran getirsin’ seçeneği getirdik. ‘Getir getirsin’i tercih eden kullanıcılarımıza yemek siparişleri teslim edilene kadar soğumaması için özel izolasyona sahip ‘Thermobox’ sepetlerde taşınıyor. Kullanıcılarımız sipariş ve kuryenin durumu canlı olarak takip edilebiliyor, böylece harita üzerinden siparişlerinin kendisine ne zaman ulaşacağını da anlık olarak izleyebiliyorlar.

Ne kadarlık bir yatırım alındı?

Geçtiğimiz yıl seri A turunda toplamda 38 milyon dolar yatırım aldık. Bu sene başında ise serinin B turunu 128 milyon dolar ile tamamladık ve 850 milyon dolarlık değerlemeye ulaştık.

Yatırım aldığınız fon hakkında bilgi verir misiniz?

B turunda mevcut yatırımcılardan yatırımlarını artıranlar olduğu gibi aramıza yeni yatırımcılar da katıldı. Michael Moritz, Crankstart aracılığıyla 2020’de gerçekleşen birinci turda Getir’e yaptığı yatırımı ikinci turda da devam ettirerek Brezilya merkezli Base Partners ile birlikte turun liderliğini üstlendi. Mevcut yerli yatırımcılardan Revo da bu turda yatırımını sürdürdü. Yurt dışından, New York merkezli Tiger Global ve Silikon Vadisi’nden Goodwater Capital, Türkiye’den Fiba ile Esas Holding de Getir’in yeni yatırımcıları arasında yer aldı. Üstelik Getir çalışanları da kendi çalıştıkları kuruma yatırım yapmak için talepte bulundu. B turunda 250’den fazla Getir çalışanı da yeni yatırımcılarımız arasına katıldı. Bizim için en büyük gurur ve mutluluk kaynağı da bu oldu.

Aldığınız yatırımla neler yapmayı planlıyorsunuz?

Bu tarz yatırımlar bizim gibi büyümekte olan teknolojik girişimler için büyük önem arz ediyor. Bir teknoloji şirketi olarak kaynağımızı, Ar-Ge departmanımızı ve operasyonel ağımızı geliştirmede değerlendiriyoruz. Ek olarak gelecek hedeflerimiz doğrultusunda, yeni şehirlerdeki ve yurt dışındaki yatırımlarımıza devam edeceğiz. 

Getir’le ilgili yakın ve uzak gelecek planlarınız neler?

Öncelikli hedefimiz elbette ülkemize hem ekonomik hem de istihdam anlamında katma değer sağlamaya devam etmek. Buna ek olarak Seri B turunda aldığımız yatırımla birlikte öncelik geçtiğimiz haftalarda hizmete başladığımız ingiltere başta olmak üzere uluslararası arenada bilinirliğimizi artırmak ve Türkiye’den bir teknolojik girişimin daha Unicorn listesinde yer almasını sağlamak. Uzun vadede ise elbette farklı ülkelerde başarılı operasyonlar sürdürmeyi hedefliyoruz.

Yurtdışında 3 Şehirde Faaliyet Göstermeyi Hedefliyor

İSTANBUL’UN YÜZDE 97’SİNE ULAŞILIYOR

Getir kurulduğundan bu yana pek çok şehirden istek almasına rağmen İstanbul’daki operasyonunu hedeflenen seviyeye ve kullanıcı memnuniyetine yükselttikten sonra farklı şehirlere gitmeye odaklanmıştı. Şu anda İstanbul nüfusunun yüzde 97’sine hizmet götürüyoruz. Bu nedenle 2019’un son çeyreğinde farklı şehirlere açılma zamanı geldiğini gördük, yeni şehirlere giriş yaptık. Şu anda hizmet verdiğimiz illerin sayısını Türkiye’de 21’e çıkardık. Pandemiyle birlikte hissettiğimiz sorumluluk daha da katlandı. Bu nedenle en kısa zamanda farklı şehirlerde de hizmet vermeyi hedefliyoruz.

Diğer yandan gelecek dönemde hem ülkemizde hem de yurt dışı arenada faaliyet göstermeye devam etmeyi planlıyoruz. İlk adımı Ocak ayı sonunda Londra ile attık. Londra’daki büyüme hedefimize ek olarak yılın ilk yarısında Avrupa’da 3 ülkede olacağız. Giriş yapacağımız ülkeler elbette önemli ancak bizim için daha da önemli olan potansiyeli olan şehirler. Trafiği yoğun, akıllı telefon kullanımı yüksek, genç nüfusla birlikte popülasyonu da fazla olan, kısacası İstanbul’a benzeyen şehirler önemli. Diğer yandan kurye sistemi ile çalıştığımız için buna uygun istihdam sağlayabileceğimiz yerler olmasına da özen gösteriyoruz.

Teknopark İstanbul IQ Dergisinden