inceleyin

Cumhuriyet'in İlk Girişimcisi; Nuri Demirağ 14 Eylül 2020
 
“Göklerine hâkim olmayan milletlerin yerlerde sürüneceğine, daha doğrusu yerin dibinde çürüyeceğine kâni bulunduğum cihetle bundan üç buçuk sene evvel bütün personelini, levazımatını tedricen vatanın sinesinden belirtecek ve memleketin ihtiyacına tamamen cevap verecek büyük bir tayyare endüstrisi kurmak tasavvurunda bulundum.”

 

Eğer çağımızda yaşasaydı bizler ona “genius” derdik..

Nuri Demirağ; Ziraat Bankasında memurlukla başlayan kariyerine, 10. Yıl Marşındaki “Demirağlarla ördük ana yurdu dört baştan” dizelerine ilham olacak atılımlarla geliştirerek Atatürk tarafından “Demirağ” soyadına layık görülmüş genç cumhuriyetin milli girişimcisi. Türkiye'nin 10 bin km'lik demiryolu ağının 1250 km'lik bölümünün inşasını gerçekleştirdikten sonra gözünü göklere diken yerli uçak üretimlerini gerçekleştiren, Beşiktaş Tayyare Fabrikası (Tayyare Etüd Atölyesi) ve Yeşilköy’e bir pist yapılması ve havacılık okulu açılmasını gerçekleştiren bir deha.

 

Hikâyesi Sivas’ın Divriği kasabasında başladı. O zamanki adıyla Mühürdarzade Nuri Bey’in.

3 yaşındayken babası Ömer Bey vefat etti. 17 yaşındayken Ziraat Bankasının açtığı bir memuriyet sınavı kazanarak işe başladı. Parlak ve başarılı bir delikanlı olarak öne çıkıyordu. Buraya kadar sıradan sayılabilecek bu öykü Maliye Nazırlığının açtığı bir sınavı kazanarak İstanbul’a gelmesiyle Cumhuriyet tarihinin en tutkulu, en parlak ve belki de en hüzünlü girişimcilerinden birinin öyküsüne dönüşecekti.

 

Yükselişini burada da devam ettirmiş, 1918 yılında, 32 yaşındayken Maliye Müfettişi olmuştu.  Ancak memleket karanlık günler yaşıyordu. Koskoca bir imparatorluk gözlerinin önünde çöküyor, payitaht İngiliz ve Fransız askerlerince zapt ediliyordu. Böyle bir dönemde, 1918 yılında Maliye’nin Tatavla Şubesi’ni denetlerken işgalci askerlerin hakaretine uğradı. Gururuna yediremediği bu hakaret sonucu, memleketin de içinde olduğu ahval ve şeraiti düşünerek başka şeyler yapması gerektiğine karar verdi ve Maliye Nazırlığından istifa etti.

 

İşte tam da böyle karanlık ve sıkıntılı bir dönemde, Mühürdarzade Nuri Bey, girişimciliğinin ilk adımını attı. Maliye Nazırlığında 15 yılı aşkın çalışma süresince biriktirdiği 56 altın dönemin parasıyla 252 liralık sermayesiyle, o dönemde tamamı yabancıların elinde olan sigara kâğıdı işine girdi. “Türk Zaferi” adıyla ürettiği bu sigaralar o kadar tutulmuştu ki, bu ilk girişimi sermayesini 333 katına çıkararak onu 84.000 liralık bir servetin sahibi yapmıştı.

 

Aynı yıllarda, Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin Maçka Şubesi’nin yöneticisi olarak, Milli Mücadeleye var gücüyle destek oluyordu.

Müteakip yıllarda, Milli Mücadele zaferle sonuçlanmış 1923 yılında yeni devletimiz kurulmuştu.

Girişimcilik bir alışkanlık ya da hobi değil bir ruh hali, bir fıtrat meselesidir ya, Mühürdarzade Nuri Bey için de bu böyledir. O dönem Fransızların bıraktığı demiryolu yapım işlerini dönemin hükümetine en uygun teklifleri vererek devralır. O artık “cumhuriyetin ilk demiryolu müteahhididir “ de.

Samsun’dan Erzurum’a kadar karış karış demiryolu ördü, bununla da kalmayarak;  Fevzipaşa-Diyarbakır,  Afyon-Antalya, Irmak-Filyos hatlarında 1012 kilometrelik demiryolu yaparak adeta ana yurdu baştanbaşa demirağlarla ördü! Atatürk tarafından kendisine “Demirağ” soyadı verildi.

 

Girişimcilik, bir oluş hali, bir fıtrat meselesiydi ya hani, Cumhuriyetin ilk girişimcisi yerinde durur muydu? Yapılacak çok iş vardı!

1936 yılına gelindiğinde havacılık sanayisinin temellerini atmaya başladı.

Beşiktaş’ta, bugün bizlerin, elimizde kahvemiz sırtımızda çantamız, telaşla karşıya gidecek vapuru yakalamak için koşuşturduğumuz Barbaros Hayrettin Paşa iskelesinin hemen yanında “Tayyare Etüd Atölyesini kurdu”. Bu atölye kısa zamanda dev bir fabrika haline geldi. Adımlarını ardı ardına atıyordu Demirağ. Hemen Yeşilköy’de bir çiftliği tayyare meydanı yapmak için satın aldı.

Satın alınan alana o dönem emsaline birtek Amsterdam'da rastlanabilen bir hava meydanı ve bir "Gök Okulu" kurdu. Bu okulda daha sonraları havacılık alanında öğrenciler yetiştirilecekti. 

Nuri Demirağ tasarımı ve üretimi tamamen Türkiye'de yapılmış yerli bir uçak üretiminin önemine inanıyordu ve Türk malı bir uçak yapılması gerektiğini her platformda vurgulamaktaydı. 

Bu konuyla ilgili yaptığı bir açıklamada; "Avrupa'dan, Amerika'dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika'nın son sistem teyyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir" demişti. 

Takip eden dönemde, kolları sıvayan ekip, Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Alan’ın projesini çizdiği, yurt dışından da sipariş alan tek motorlu  Nu.D 36’yı üretti.

Havacılıkta atılımları ardı ardına yapıyordu. İstanbul’daki fabrikada yaptıkları ilk yerli Türk uçağı, doğduğu yer olan Divriği’ne kadar gidip gelmişti bile!

Bunu, 1938’de  Nu. D. 38 izledi. Nu. D. 38 yolcu uçağı tipi bir uçaktı ve tamamen Türk mühendisleri tarafından tasarlanıp üretilmişti.

Nu.D. 38, 6 kişilikti ve 2 pilot kumandası bulunuyordu.  2 uçaktan oluşan bir filoyu, Bursa, Eskişehir, Ankara, Konya, Adana, Elazığ ve Malatya rotasında uçurmuştu.

Beşiktaş Tayyare Fabrikasında üretilen bu uçak, şimdi memleket semalarından adım adım Demirağlarla örülen Anadolu’yu selamlıyordu…

Divriği’de babasız büyümüş, 17 yaşında Ziraat Bankasında memur olarak çalışmaya başlayarak ailesine destek olan bir girişimcinin zekâ ve emek ve tahayyül sınırlarını zorlayan bir vizyonla attığı adımların sonucu, ortaya çıkan bu tayyareler, şimdi göklerdeki istikbalimize uzanıyordu!

Nuri Demirağ, Selahattin Alan ve genç uçak mühendisleriyle birlikte.

Türk Hava Kurumu o dönem, 10 eğitim uçağı ve 65 planör siparişinde bulundu. Siparişin ilk uçağı büyük bir heyecanla üretilmiş ancak THK uçağın bir de Eskişehir’deki İnönü Kampında denemesini istemişti. Test uçuşunu Demiarğ’ın sağ kolu, başyardımcısı Selahattin Alan gerçekleştirmişti. Ancak Selahattin Alan 13 Temmuz 1938 tarihinde gerçekleşen uçuş sonunda erken iniş yaparak piste ulaşamadan bir metrelik bir hendeğe takılarak düşer ve hayatını kaybeder.

Bu olay makûs tarihin de başlangıcı olur. Haberler ardı ardına gelir, Türk Hava Kurumu siparişleri iptal eder. Olay mahkemeye taşınır, bilirkişi raporları THK'yı haksız bulsa da yıllar süren dava sonucu THK kazanır.

 

Türk Havacılık sanayisinin temelini atan bu girişimci meramını anlatmak için dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye adeta haykırışı gibi olan bir mektup yazar.

İşte o mektup;

Tarih: 29 Kasım 1939

 

“ Cumhurreisimiz İsmet İnönü’nün yüce huzuruna

 

Büyük şefim;

Af buyurunuz, muztar kalmasan rahatsız etmezdim. Kendimi kazması omuzunda bir iş emirberiniz ad ederim. Milletin mâkus talihini yenen siz büyüğümüzden aldığımız kuvvetle memleketin demiryolları fabrikaları büyük binaları yapıldı, yapılıyor.

Göklerine hâkim olmayan milletlerin yerlerde sürüneceğine, daha doğrusu yerin dibinde çürüyeceğine kâni bulunduğum cihetle bundan üç buçuk sene evvel bütün personelini, levazımatını tedricen vatanın sinesinden belirtecek ve memleketin ihtiyacına tamamen cevap verecek büyük bir tayyare endüstrisi kurmak tasavvurunda bulundum ve bu tasavvurumu Mareşal Fevzi Çakmak hazretlerine, o mübarek zata bir mektupla arz ettim ve bana bu hususta muin ve müzahir olup olmayacağını sordum. Cevabı ve buna eklenilen millî müdafaa ve iktisat vekaletlerine yazdığı tezkerelerin sureti ilişiktir.

 

Bunun üzerine dünyanın en mükemmel tayyare ve teferruatını yapan memleketlere mütahassıslarımla bir çok kereler seyhat ettim. Tetkikat yaptım, yaptırdım.

Ecnebi memleketlerde müteaddit, kıymetli Türk gençlerinden mühendisler ve işçiler okuttum, yetiştirdim ve yetiştirmekteyim. Fabrikamı sanat mekteplerinden yetişen en kıymetli Türk işçileriyle, en yeni ve modern makinelerle tezyin ederek buna müteallik muhtelif sanat şubelerinde kurslar açmak, bilgilerini ameli, nazari genişletmek suretiyle de elemanlar hazırladım.

Beşiktaş’ta kurduğum tayyare atelyesiyle Yeşilköy’de yapmakta olduğum modern uçuş meydanı, tamir atelyesi ve hangara ait plan ve krokiler ilişiktir.

Divrik’te kurulacak esas fabrikaya ait planlar ve bu maksatla satın alınan 1.500 dönümlük arazi ve maden taharri ruhsatnameleri ve su kuvvetlerinden elektrik istihsali için değirmen ve baraj mahalli krokileri ve bu maksada hizmet emeliyle yaptırılan 250 mevcutlu orta mektebe ait fotograflardan bir takımları eklidir. Maahaza ahvalin inkişafına talikan Divrik’te fabrika inşaatına henüz başlanmamıştır.

 

Geçenlerde Beşiktaş’taki atelyenin senevî imâlat kabiliyetinin tayini istendi. 300 mektep veya 150 antrenman yahut 50 avcı tayyaresi yapılabileceği cevaben bildirildi. Zaman zaman takdirler ve teşekkürlerle maddi, manevi yardımlar yapılacağı ve siparişler verileceği hava kuvvetlerinden tahriren ve şifahen bildirildi. Şimdiye kadar asarı filiyyesi görülmedi. Bu babtaki emirlerin ve takdirnamelerin suretleri melfuftur.

Hava kurumundan bidayette verilen ve arkası gelmeyen 65 planör kuruma teslim edilmiş ve 10 mektep tayyaresi, uçuş melekesi az olan bir mühendisimizin rızam hilafına tayyare ile Eskişehir’e giderken İnönü’nde yapılmakta olan törene iştirak etmek isteyerek, sahanın darlığı, planör, tayyarelerin ve ziyaretçilerin çokluğu yüzünden meydanda yer bulamamasından ekin tarlası içerisinde yere konuş esnasında bir metrelik çukuru göremeyerek mühendisin ölümüyle neticelenen bir kaza vukua gelmiş idi. Bunda tayyarenin kabahati yoktur.

 

Hava kuvvetlerinin birçok yüksek tayyare mühendislerinden mürekkep tetkik komisyonu tarafından ilk Türk tipi olarak belirttiğim bu tayyareye ait, sandıklar dolusu yüzlerce aerodinamik ve statik resimleri ve hesapları mezkûr komisyonca aylarca tetkik ve performans tecrübeleri yapılarak mükemmel normal mektep tayyaresi olduğunu Hava kurumuna tebliğ ve uçuş müsaadesini verdiği halde Türk kuşu, memlekette yegâne salahiyettar bu fen komisyonunun kararını dinlemeyerek tayyareleri kabulden imtina etmekte ve kaza hadisesi yüzünden vukua gelen teahhürü nazarı itibara almayarak tayyareleri almamakta ısrar ve teminat mektubu muhteviyatı olan 14.000 Liramı zapt ve avans verdikleri 40 Bin Lirayı istirdat etmişlerdir. Buna müteferri evrak eklidir.

 

İşçilerim ve fabrika personelleri işsiz kalmıştır. Esasen şimdiye kadar tam ve kâmil bir mesai sahası da bulamamışlardı. Bu müessese memleket müdafaası için faydalı bulunuyorsa derhal sipariş verilerek yaşatılmasının temini ricasını havi Mareşal hazretlerine çekilen ve şimdiye kadar cevabı alınamayan telgraf sureti ilişiktir.

 

Bu uğurda şimdiye kadar harcanan 1,5 milyon Lira ile -hoş, karakterim buna müsait değil ya- farzı muhal 15-20 adet han apartman yaptırır, senede 150-200 bin Lira irad alarak istediğim yerde gezer, tozardım.

 

Hülasa: Türk’e ecdadından miras ve dünyaya nümune-i imtisal olmuş olan sipahiliğin, süvariliğin, serden geçtiliğin, bugünkü şekli de tayyareciliktir. Şimendüfer siyasetinizin verimli neticeleri meydanda, bidayetteki tenkitler, târizler, muhalefetler hatırlardadır. Bu feyizli eseriniz eğer haline terk olunsa veyahut inşaatın askerî idare altında amele taburlarına götürülmek sistemi takip edilseydi bu netice elde edilir miydi? Lüzumu halinde bu vasıtaların evvel beevvel askerî hidemata terk olunacağı tabii olduğu gibi tayyare levazım ve vesaitinin ilişik teskerelerle memleket müdafaası emrine hasr ve tahsisi emir olunmaktadır.

 

Gece, gündüz, kış, yaz, yağmur, çamur, bora fırtına manialarını bertaraf edecek vatanın her bucağında şimdilik en az 60-70 yerinde modern uçuş meydanları, yanı başında tamir atelyeleri, hangarları, müteaddit sınıf ve derecelerde mektepleri ve bir kaç yerde tayyare ve motor fabrikaları yaparak havacılığımıza binlerce ihtiyat, yapıcı, uçucu, yaratıcı elemanlar ve vesait yetiştirmek iktidarındayız.

 

Tayyare süratlidir, mütemadiyen de süratleniyor. Havacılık işlerinin bu sürate ayarlanması için hepsi aynı rütbede ayrı ayrı noktai nazar taşıyan hava kumandanlarının başlarına, tepeden tırnağa, başından sonuna kadar mesuliyeti nefsinde toplayan üzerine toz kondurulmamış yırtıcı, yaratıcı bir şahsiyetin her memlekette olduğu gibi bu mühim ve hayatî işin başına geçirilmesi suretiyle tevsiini ve mahdut çerçeve dahilinde bırakılmamasını vatanın yegâne kurtarıcısı siz büyük millî şefimden yalvararak kemâl-i hürmetle arz ve niyaz ederim.”

 

Peki sonra ne mi olur?

Demirağ mektubuna cevap bile alamaz…

 

“Bütün emelim Türk gençliğinin kanatlanmasını görmektir. Bu uğurda bütün şahsi servetimi feda etmiş bulunuyorum. İcap ederse sırtımdaki gömleğimi bile bu maksat uğruna satmaya hazırım” diyen Demirağ’ın önü  kesilir.

 

1950’de fabrika kapanır.

1957’de Demirağ vefat eder

 

Lakin bu hikâye burada bitmez...

Bugün onun hikâyesini anlatmak ve ideallerini yaşatmak bizlerin boynun borcu.

 

Nuri Demirağ'ın torunları, TEKNOFEST'te Teknopark İstanbul standında sunulan Nu.D 36 VR Deneyimini katılarak dedelerinin uçağını VR (sanal gerçeklik) teknolojisi ile uçurdular. 

Nuri Demirağ'ın torunlarından Mesude Demirağ, 2019 TEKNOFEST'te Teknopark İstanbul standında Nu.D. 36 uçuş deneyimini yaşarken

Nuri Demirağ'ın torunlarından, Drexel Üniversitesi H.H. Sun Biyomedikal Profesörü Prof. Dr. Banu Onaral, Teknopark İstanbul standında.

 

Yunus Nadi Erdal

Teknopark İstanbul A.Ş

Kurumsal İletişim Uzman Yardımcısı

 

Kaynakça;

http://www.sivas.gov.tr/nuri-demirag

https://www.havayolu101.com/2017/02/19/nuri-demiragin-ismet-inonuye-gonderdigi-mektup/